top of page

Gelişim Bülteni #139: Henüz Hazır Değil Misin?

Sevgili yol arkadaşım,

Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı'nı izlemiş miydin? (En sevdiğim filmlerden biridir ve şiddetle öneririm.)



Walter, hayatının büyük kısmını zihninde yaşıyor. Gerçek Walter ofiste, kimsenin fark etmediği bir adam ama kafasının içinde bambaşka bir Walter var. Cesur, maceracı, "asıl hayatı" yaşayan biri... Film boyunca bu ikisi arasındaki mesafe büyüyor. Walter bekleme odasından çıkamıyor.

 

Bunu okurken içinden "bu kadar da değil" diyor olabilirsin ama bir saniye dur. Bu hafta kendine kaç kez "Şu iş bitince" "Bu dönem geçince" "Biraz daha hazır olunca" dedin?


Bu cümlelerin altında bir inanç var: hayatın bir yerinde bir "final" olduğu ve o finale kadar olan her şeyin bir hazırlık, bir bekleme, bir ön-versiyon olduğunun inancı.


Sınav Zihniyeti

 

Bu inancın bir adı var: sınav zihniyeti.

 

Hepimiz okullarda sınav sistemiyle büyüdük. Dönemler vardı, karneler vardı. Takdir ve teşekkür belgeleri vardı. Her dönem bitiminde birileri: "Bu dönem nasıl geçti?" sorusunu sordu. Bu yapı bir şekilde hayatın kendisine de sızdı. Şimdi de aynı soruyu kendimize soruyoruz: "Bu yıl nasıl geçti?" "Şu an hayatımda nerede olmalıydım?" "Bu dönem yeterince iyi miydim?"

 

Sorun şu: hayat bu formatta çalışmıyor.

Final yok.

Karne günü yok.

Hazır olmak hiç yok!

Sadece devam eden bir yaşam var.

(Üstelik deneyen ve deneyimleyen ileri gidiyor ama o başka sayının konusu.)




Deneyimleyen Ben, Hatırlayan Ben


Psikolog Daniel Kahneman, içimizde aslında iki ayrı "ben" olduğunu söylüyor.

 

Biri deneyimleyen ben yani her anı, o an içinde yaşayan.

Diğeri hatırlayan ben yani geriye bakıp bir özet çıkaran, "nasıl geçti" diye soran.

 

İlginç olan şu ki hatırlayan ben, bir deneyimi büyük ölçüde en yoğun anına ve nasıl bittiğine göre değerlendiriyor. İki saat boyunca güzel geçen bir gezi, son yarım saatte bir şey ters giderse "kötü bir gündü" diye hatırlanabiliyor.

 

Oysa o iki saat gerçekten yaşandı, gerçekten güzeldi.

 

Yani "bu dönem nasıl geçti" sorusunu soran, hatırlayan ben. Deneyimleyen ben için böyle bir soru yok. Her an, geçmişte kaldığı an itibarıyla zaten kendi başına gerçekti. Bir sınav değil, yaşanmış bir hikâye olarak.

 

Bir İtiraf


Bunu sana yazarken, kendi son haftalarımı düşünüyorum.

 

Uzun süre kendimi sürekli izledim. Nasıl gidiyor, ne kadar verimliyim, hangi hedefe ne kadar yakınım diye sürekli bir karne tutuyordum. Üstelik farkında bile değildim.

 

Sanıyordum ki üzüldüğüm bir şey olduysa, benim de bu konuda kendimi geliştirmem gereken bir alan veya öğrenmem gereken bir ders var.

 

Oysa bazen her şeyi doğru yapsam da sonucu kontrol edemediğim durumlar olabiliyormuş ve bu da hikâyemin bir parçasıymış.

 

Kabullenebildim mi? Yaşayıp göreceğiz :)

 

Geçenlerde Perfect Days'i tekrar izledim. Hirayama'nın günleri dışarıdan hep aynıyken film hiçbir günü "diğerinden daha önemli" göstermiyor.

 

Pazartesi de, Cuma da, sıradan bir Salı da hepsi kendi içinde tam.

 

Hiçbiri bir sonrakine "hazırlık" değil.


Belki hayatta bir final sınavı olmadığını kabul etmek de tam bu demek: bazı bölümler büyük, bazıları küçük ama hiçbiri diğerinden daha "gerçek," daha "doğru" değil. Hepsi aynı hikâyenin bir parçası.



Bu hafta kendini biraz daha derine götürmek istiyorsan, Fark Et Güçlen Hayatını Kur'u okuma zamanın gelmiş. Henüz okumadıysan buradan inceleyebilirsin

 

Hayatını ciddiye al, keyifle yaşa!

Sevgilerimle,

Ayça



Duyurular




Bu içerikte komisyonlu link bulunabilir. *#işbirliği **#ortaklık #reklam*

 
 
bottom of page