top of page

Gelişim Bülteni #123: Başkalarının Arzularıyla Yaşıyor Olabilir Misin?

Sevgili yol arkadaşım,


Geçtiğimiz yaz soluksuz okuduğum romanlardan biri R. F. Kuang’ın Sarıyüz’ü oldu.

 

Başarılı, parlak ve tanınmış Athena ile onun gölgesinde kalmış bir yazar olan June’un sözde dostluklarını kutladıkları bir gece, Athena’nın talihsiz ölümüyle başlayan karmaşık bir hikâye.

 


Kitap boyunca June’un iç dünyasındaki fırtınalara, Athena’nın kitap taslağıyla elde ettiği ün ve başarı karşısında yaşadıklarına şahitlik ediyoruz. Athena’nın ışığına, konumuna ve gördüğü ilgiye imrenen June, bunlara kavuştuğunda bile hem dış dünyada hem kendi içinde zorlanıyor.



June aslında gerçekten yazabilen biri ama başkasının hikâyesini sahiplendiğinde, kendi sesini kaybetmeye başlıyor.

 

Kendi hikâyesiyle başarılı olmak yerine Athena olmaya çalıştıkça, kim olduğunu yavaş yavaş unutuyor.

 

Athena öldüğünde bile, June’un zihninde yaşamaya devam ediyor.


Mimetik arzu burada en sert haliyle karşımıza çıkıyor:

Rakip ortadan kalksa bile rekabet bitmiyor.

Çünkü mesele nesne değil, modelin kendisi.



 


Endişeli Yaşam


Mimetik Arzu Kuramı


Mimetik Arzu Kuramı basit ama rahatsız edici bir iddia ortaya koyar:

 

İnsan, nesneleri doğrudan arzulamaz.

Başkalarının onu arzuladığını gördüğü için arzulamaya başlar.

 

Yani arzularımız sandığımız kadar “özgün” değildir.

 

Girard’a göre arzu üçlüdür:

 

Özne (arzulayan kişi)Model (örnek alınan kişi)Nesne (istenen şey)

 

Biz genelde sadece nesneyi görürüz; oysa bizi harekete geçiren çoğu zaman modeldir.


İstemek Kötü Mü?


Bana sorun istemek mi diye sorabilirsin?

Sorun istemek değil. Hatta birilerinden ilham almak çok güçlü bir motivasyon kaynağı bile olabilir.

Burada sorun, isteğin kaynağını ve sonucun kimin için olduğunu bilmemek.

 

Bir hayat hayal ediyorsak, o hayat gerçekten bize mi ait,

yoksa izlediğimiz yüzlerce hayatın ortalaması mı?

 

Bir kariyer istiyorsak, o kariyer gerçekten bizi mi heyecanlandırıyor,

yoksa sadece statü sinyali mi yayıyor?

 

Bir ilişki istiyorsak, o ilişki ruhumuzu mu besleyecek,yoksa “geri kalmamak” hissini mi yatıştıracak?

 

Burada mesele neyi istediğimiz değil, mesele bilinç.

 

Çünkü farkında olmadan ödünç arzularla yaşarsak,başardığımız şeyler bile ruhunumuzu doyurmaz.

 




Küçük Bir İçsel Test

Hadi gel bu hafta kendimize küçük bir alan açalım. Buna benimle birlikte eşlik edeceğine söz ver. Yanında olacağım.

 

Son 6 ayda çok istediğin bir şeyi düşün.Onu gerçekten içinden geldiği için mi istedin,yoksa birini gördükten sonra mı?

 

Peki ya onu hiç görmeseydin, yine ister miydin?

 

Bu hafta her gün 20 dakikanı sadece sana ait bir şeye ayırmayı deneyebilirsin. Paylaşmadan. Anlatmadan. Sadece kendin için.

 

Oralarda sana ait olan bir şeyler var, belki bu hafta deneyerek onu bulabilirsin.


Fark Et, Güçlen, Hayatını Kur


Eğer bu yazıyı okurken durup düşündüysen, belki de hayatını baştan yazmaktan önce, hangi arzuların gerçekten sana ait olduğunu ayırt etmeye ihtiyacın vardır.

 

Bu düşüncenin devamını, ödünç arzularla kendi sesin arasındaki farkı ve dış gürültüye rağmen iç pusulanı nasıl sabitleyebileceğini Fark Et, Güçlen, Hayatını Kur’da daha derin bir yerden konuşuyoruz.

 

Belki bir sonraki adımı, başkasının istediğini değil, gerçekten senin olanı seçerek orada birlikte atarız 🤍




Haftaya bu serinin 9. bölümünde çıtayı biraz daha yükseltiyoruz.

 

Bu kez sorumuz şu: Gerçekten seçiyor musun, yoksa sadece bir şeylere mi isyan ediyorsun?

 

“Ben asla…” diye başlayan kararların merkezinde hâlâ bir başkası olabilir mi?

 

Haftaya bu sorunun etrafında, tepkiyle kurulmuş kimlikleri birlikte açacağız.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere,

Ayça



Duyurular





Bu içerikte komisyonlu link bulunabilir. #işbirliği #ortaklık #reklam

 
 
bottom of page