Gelişim Bülteni #110: Bu Kadar Endişe Yorucu Değil Mi? Hadi Gel Kalbini Hafifletelim!
- Ayça Karaman

- 3 Oca
- 5 dakikada okunur
Yıllarca çok stratejik yaşadım. Hayatta pek çok şey kazandım ama bir o kadar da kayıp verdim.
Uzun bir süre dünyaya şöyle bakıyordum: Kendimi korumak için her şeyi kontrol etmeliydim. İşin tuhaf yanı, çoğu zaman bunu başardım. Her şeyi planlayarak, ön görerek, ipleri elimde sımsıkı tutarak…
Fakat bütün o çaba, beni huzurlu bir yere değil, hiç mutlu hissetmediğim bir yaşam bahçesine hapsetti. Bir noktada o kadar yoruldum ki hayatı sanki kısa bir süreliğine durdurmuşum gibi bile hissettim.
Hayat garip bir şekilde şöyle çalışıyor: İpleri ne kadar sıkarsan, o kadar çok kanarsın. Ben de birkaç yıl önce ellerimin acısını fark ettiğimde kendime bir soru sordum: “Bunun başka bir yolu olabilir mi?”
O soruyla başlayan ve yeni kitabımda tüm detaylarını anlattığım bir yolculuğa çıktım. Bir süre sonra ise şunu öğrendim: Kontrol edemediklerim için enerji harcamayı bıraktığımda, zihnimde ve kalbimde gerçekten yaşamaya yer açıldı. O ipleri bıraktığım gün, ellerim de kanamayı bıraktı.
Bu sayıda, bize ait olmayan yükleri nasıl bırakabileceğimizi konuşacağız.Çünkü insan bir kere gördüğünde, bir kere fark ettiğinde bir daha asla aynı kişi olarak kalamıyor.

Keşfet! ✨
Son zamanlarda zihniniz, gün içinde beliren en küçük işaretlere bile anında mı tepki veriyor? Birinin yüzü düşüyor, “Acaba bana mı?” diye mi düşünüyorsunuz? Telefon çalıyor, “Belki önemli bir şeydir." diyerek mi koşuyorsunuz?
Sanki dışarıdaki her uyarı, görünmez bir ip gibi bizi kendine çekiyor. Biz de fark etmeden, her sinyali ciddiye alıyor, her yükü sahipleniyor, her küçük çağrıya enerji harcıyoruz. İlginç olan şu: Bu koşuşturma çoğu zaman tamamen otomatik.
Aslında her uyarı bizi ilgilendirmiyor. Her yük bize ait değil. Her sinyal bir görev değil. Bazen beynimiz, bizi korumak için gereğinden fazla alarm veriyor. Bazen kalbimiz, olmayan ihtimallerin ağırlığını taşıyor.Bazen biz, kendimizi çok güçlü sanarak her şeyi üstleniyoruz.
Oysa hayatın akışı çok daha sakin: Seçtiğimiz şeye enerji veriyoruz. Seçmediğimiz şeyden özgürleşiyoruz.
Bu hafta keşfedeceğimiz şey de tam olarak bu: Hangi uyarılar gerçekten sizin alanınızda? Hangilerini ise yıllardır “alışkanlıktan” cevaplıyorsunuz? Çünkü insan, kendine ait olmayan uyarıları bıraktığında hem kalbi hafifliyor, hem de yaşam kalitesi bir anda yukarı çıkıyor.
Düşün 💭
Kontrol alanınızın dışındaki şeyleri yönetmeye çalışmak insanı zihne hapseder. Zihin sürekli tetikte, sürekli hesap yapan, sürekli “ya şöyle olursa?” diye sorgulayan bir yere dönüşür. Bu da kaçınılmaz olarak endişeyi büyütür.
Fazla endişe sadece zihni değil, kalbi de ağırlaştırır. Sanki görünmez bir şey göğsümüzün üzerine oturur, nefesimiz daralır. Ruhumuzu sıkıştırır, yaşam alanımızı daraltır. Oysa yaşam alanımız küçülmemiştir, biz onu endişeyle daraltmışızdır. Peki bunun için neler yapabiliriz?
1) Zihinsel Odayı Kapatın: Bazen bir düşünce, biz farkında olmadan tüm odamızı kaplar. Böyle olduğunda kendimize şunu sormak gerekir: “Bu düşünce benim odamda olmayı hak ediyor mu?” Cevap hayırsa, kapıyı nazikçe kapattığınızı hayal edin. Beyniniz, o kapının kapandığını gerçekten hisseder ve ağırlık azalır.
2) Bir Adım Geri Çekilin: Bir uyarı geldiğindeİ bir mesaj, bir yüz ifadesi, bir belirsizlik hemen cevap vermeyin. Sadece bir adım geri çekilin. Bu adım fiziksel olmak zorunda değil; zihinsel bir geri çekiliş bile yeterli. Bu minik mesafe, hangi yüklerle bağlantınız olduğunu, hangilerinin sadece üzerinize doğru geldiğini ayırt etmenizi sağlar.
3) Işık Testi Yapın: Bir düşünce geldiğinde kendinize sorun: “Bu düşünce içimi açıyor mu, kapatıyor mu?” Eğer kapatıyorsa, o düşünce genelde sizin değildir. İçinizi açıyorsa, o düşünce sizin yolunuzdadır. Bu test, hem zihni hem kalbi şaşırtıcı bir netliğe taşır.
Derinleş 🧭
Kontrol edemediklerimizi yönetmeye çalışmak insanı önce zihne hapseder, sonra da kalbine ağırlık olarak çöker.
Marcus Aurelius da kendi döneminde aynı sıkışmayı yaşar, zihninin sınırlarını sürekli gözden geçirirdi. Ona göre insanı yoran hayatın kendisi değil, olayları nasıl anlamlandırdığıydı. Bu bakış bugün hâlâ şaşırtıcı biçimde geçerli. Zihnimiz kontrol dışı alanlara uzandıkça belirsizlik büyür; kalbin boşuna attığı her adım daha ağır gelir.
Epiktetos meseleyi daha keskin bir çizgiyle anlatırdı. Ona göre insanın gücü ikiye ayrılırdı: etki edebildiği alan ve asla edemeyeceği alan. Endişenin büyük kısmı, ikinci alana gönderilen enerjiyle ortaya çıkar. Bugün taşıdığımız zihinsel yükün çoğu da tam olarak bu yanlış yönelimden besleniyor. Gücümüzün olmadığı yere düşünce gönderdiğimizde hem zihnimiz daralır, hem kalbimizin ritmi bozulur.
Seneca ise farklı bir noktayı görünür kılardı. İnsan, gün içinde zihnine dolan her düşünceyi gerçek sanıp taşıdığında, yaşam alanını kendi elleriyle küçültür. Birçoğu gereksizdir, birçoğu bize ait değildir ama fark etmezsek hepsini aynı ağırlıkta üstleniriz. Aslında kalbi yoran dünya değil, dünyanın üzerimize bıraktığı rastgele yükleri sahiplenme alışkanlığımızdır.
Bunu sinemada çok iyi anlatan bir sahne vardır. The Martian filminde Mark Watney Mars’ta tek başına kaldığında, ilk yaptığı şey çoğu insanın aksine paniklemek olmadı. Dünyadan gelecek yardımı ya da NASA’daki kararları kontrol edemezdi, fakat bulunduğu ortamı ve yetiştirdiği bitkileri yönetebiliyordu. Kontrol edemediği alanları zihninden çekip alınca hayatta kalmak için yer açıldı. Kontrol edebildiklerine odaklanınca da gücü geri geldi.
Hayatın kritik dönemlerinde karşımıza çıkan soru tam olarak budur: “Bugün taşıdığım şey benim alanımda mı, yoksa önüme gelen bir düşünceyi yanlışlıkla sahipleniyor muyum?”
Bazı cevaplar insanı önce sarsar ama hemen ardından genişletir. Çünkü Aurelius’un sakinliği, Epiktetos’un sınır çizgisi ve Seneca’nın netliği aynı noktada buluşur: Gerçek güç, her şeyi kontrol etmekte değil, bırakılması gerekeni bıraktığınız anda ortaya çıkar.
AKOA'lılardan Dinle
Bu hafta, sevgili AKOA üyelerine "Kendine 1–10 arasında bir puan ver: Son zamanlarda ne kadar endişelisin? Peki bu endişeler, hayatından tam olarak neyi çalıyor? (1-hiç endişeli değilim, 10-endişeden hayatımı sürdüremiyorum)" diye sorduk. İşte gelen yanıtlardan bazıları:
"9. Ben kendimi bildim bileli endişeliyim işin daha garip olan yanı nerdeyse 2 yıla yakındır terapi sürecimden geçen biri olarak geçen hafta terapistim kendimde şunu fark ettirdi bana ; fizyolojik olarak o kadar alışmış ki zihin dünyam endişe ile yaşamaya diyelim ki hayatımda şu an endişe duyulacak bir gündem yok bunu kendi kendime yaratıyorum nasıl mı? Mesela erteleme davranışı yapıyorum o an hiç bir yapacak bir şeyim işim yok elimde bol bol vaktim var ama kalkıp çok basit bir işimi yapmak yerine bunu erteleyip bilinçaltımda kaygı üretiyorum 😞" Zeynep N.P.
"Endişelerimi biraz uzay boşluğuna savurduğum dönemdeyim. Şu an hayatımda yapabileceklerime odaklanıp ilerlemeye devam etmek, kaygılarımın esiri olmaktan çok daha iyi geliyor bana. Zaman zaman yine etrafımı sarsa da, ben kaygılarımdan fazlasıyım diyebiliyorum. Umutlu ve hayallerle dolu bir dünya kurarak yaşamak istediklerime yakınlaştığımı hissediyorum. Bunun yanı sıra, günlük kaygıların içinden de aksiyon alarak geçebildiğimi farkettim. Sonuç olarak kaygı puanım; 3,5'tan 4 :)" Merve B. D. 🍀
"8 diyelim 🥲 Her zaman endişeli biriydim ama giderek artan bir tablom mevcut bu dönemde.Endişeli olmam bana yarar sağlamıyor aksine o kadar endişeli olduğum için işlerimi yapamaz hale geliyorum.Endişe benden zamanımı ve iç huzurumu çaldı diyebilirim." Rüveyde U.A.
"Genel endişe skoruma bakarsam 7-8 diyebilirim. Özellikle ani ve kontrolü nasıl ele alacağımı bilmediğim durumlarda ya da bir planım olmadığında endişelerim kronikleşip artabiliyor. Son zamanlara bakarsak biraz daha iyiyim, 5-6 seviyelerinde 😅 Bu endişelerimin en çok zihinsel sağlığımı çaldığını fark ettim. Endişelendikçe düşünüyor, düşündükçe akışa kendimi bırakamıyorum. Bunların yanında bir de zamanımdan gidiyor. Biraz daha akışa bırakmak istiyorum ancak pek de başaramıyorum :(" Esma K.
Haftanın Önerisi
Bu hafta, belirsizliği tek bir küçük netlik adımıyla hafifletin. Bir defter açın ve sadece iki kutu çizin:
Kontrol Edebildiklerim
Beni Aşanlar
Aklınızı kurcalayan her şeyi bu iki kutudan birine yazın. Kuralımız şu: Sadece 3 maddeyi kontrol alanına alabilirsiniz. Gerisi gerçekten sizin değil.
Sonra o üç madde için bugün atabileceğiniz birer küçük adım belirleyin. Bu adımlar minik olacak: bir mail, bir düzenleme, bir başvuru, bir telefon, bir plan, bir 5 dakikalık iş…
Küçük netlik → büyük sakinlik yaratır. Endişe azalır, kalp hafifler.
Eğer bu hafta endişe konusunu biraz daha derinleştirmek isterseniz, yeni kitabımda kontrol alanı, belirsizlik, zihinsel yük ve içsel netlik üzerine çok detaylı bir bölüm var. Fark Et, Güçlen, Hayatını Kur özellikle zihni sakinleştiren ve kalbi hafifleten pratiklerle dolu. Okurken, kendi içinizde bir kapı açılacağını hissedeceksiniz.
Duyurular
Online Gelişim Grubuna başvurdun mu?
Yeni yılda dönüşüm kiti seni bekliyor.
Küçük Bir Rica
Eğer bu bülten size ilham verdiyse, belki bir arkadaşınızın veya tanıdığınızın da işine yarayabilir. Bu bülteni onlara da ileterek paylaşabilirsiniz. Paylaşmak için sadece bu maili onların eposta adresine yönlendirmeniz yeterli. Beraber büyümek her zaman daha güzeldir. Teşekkürler!
Bu içerikte komisyonlu link bulunabilir. #işbirliği #ortaklık #reklam


